Ana Sayfa / RİSALE-İ NUR & BEDİÜZZAMAN / Nurdan Hatıralar / Ahmed Feyzi Kul ile ilgili doğru bilinen bir yanlış

Ahmed Feyzi Kul ile ilgili doğru bilinen bir yanlış

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

Bunun akıllara ziyan bir hikâyesi var…

Bugün Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin, “Risale-i Nur’un Manevi Avukatı” olarak taltif ettiği Ahmed Feyzi Kul ağabeyimizin 44. vefat yıldönümü. Merhum ağabeyimiz 17 Ekim 1972 tarihinde vefat etmişti. Rahmet dualarımızla anıyoruz…

Ahmed Feyzi ağabeyin 44. vefat yıldönümünde, Ömer Özcan, ‘Risale-i Nur Hizmetkârları Ağabeyler Anlatıyor’ adlı kitaplarında yayınlanmak üzere yaptığı önemli bir araştırmasını Risale Haber okuyucuları ile paylaştı.

Konu şu: Barla Lâhikası’nda bir mektup var. Mektubun başında, Müftü Ahmed Feyzi Efendi’nin fıkrasıdır’ diye yazıyor. Müftü olmadığı halde Ahmed Feyzi gibi bir ağabey nasıl oluyor da böyle bir imza ile Hz. Üstad’a mektup gönderiyor?

Bunun akıllara ziyan bir hikâyesi var…

Ömer Özcan önce Ahmed Feyzi Kul ağabeyin sırdaşı, Manisalı İsmail Hakkı Zeyrek hoca efendi ile görüşüyor. Daha sonra da Aydın Müftülüğü nezdinde iz sürmeye devam ediyor.

AHMED FEYZİ AĞABEYLE ÇOK BERABERLİKLERİMİZ OLDU

Adım İsmail Hakkı Zeyrek. 1935 Manisa doğumluyum. Ahmed Feyzi Kul Ağabey hayatta iken, ona en yakın olanlardan birisiydim. Bazen Çamlık’a gider bir hafta kadar yanında kalırdım, çok beraberliklerimiz oldu. Onun hazırladığı, Hz. Üstad’ın Önsöz’ünü ve son sayfasına duasını lütfedip yazdıkları Mâidet-ül Kur’an risalesinin orijinali bende bulunuyor.

Üstad’ımız Said Nursi hazretlerine yedi veya sekiz kere ziyaretim var. Bir keresinde Üstad hazretlerinden Ahmed Feyzi Kul ağabeyle alakalı aynen şunları duymuştum: “Ahmed Feyzi, öyle bir salâbet-i imaniyeye sahiptir ki, Ege’de nur talebelerinin tamamı terazinin bir kefesine konsa, diğer kefesine de o konulsa, onun tarafı ağır basar.”

Ahmed Feyzi Kul Ağabey, 1950 yılına kadar Aydın’ın ilinin Germencik ilçesinin Ortaklar bucağında ikamet ediyordu. İzmir’in Selçuk kazasının Çamlık köyüne 1950’de gelip yerleşmiştir.

ismailhakkizeyrek-omerozcan.jpg(Üstad Bediüzzaman hazretlerinin ‘Risale-i Nur’un manevi avukatı’ dediği Ahmed Feyzi Kul ve hayatta iken en yakın hizmet arkadaşı olan İsmail Hakkı Zeyrek hoca efendi Ömer Özcan’a anlattı)

AHMED FEYZİ AĞABEY YAZDIĞI MEKTUBA, ‘AYDIN MÜFTÜSÜ’ DİYE İMZA ATMIYOR

Ahmed Feyzi Ağabey Risale-i Nur’u, 1930’lu yıllarda, Milaslı Halil İbrahim Çöllüoğlu Ağabey vasıtasıyla tanıyor. Risaleleri tanıyınca o sırada Barla’da bulunan Üstad Bediüzzaman hazretlerine hemen bir mektup kaleme alıyor. Barla Lâhikası’nda var o mektup. Mektubun başında da, ‘Müftü Ahmed Feyzi Efendi’nin fıkrasıdır’ diye Hz. Üstad’ın koyduğu bir ibare vardır. Bilinenin aksine, Ahmed Feyzi ağabey yazdığı bu mektuba, ‘Aydın Müftüsü’ diye bir imza atmıyor, böyle bir bilgi de göndermiyor Üstad’a. Peki, nereden çıktı bu Aydın Müftüsü? Bunun bir hikâyesi var. Bir yanlışı düzeltmek için kendisinden duyduklarımı aktarıyorum:

TRENLE GİDERKEN EĞRİDİRLİ BİRİSİYLE TANIŞIYOR

Ahmed Feyzi Ağabey, Üstad hazretlerine yazdığı o mektubu cebine koymuş. Posta ile gönderemiyor, çünkü çok sıkı takibat var. Eğridir’den veya Barla’dan birisini görürsem vereyim diye cebinde tutuyor. Bir gün Ortaklar’dan bindiği trenle giderken kompartımanda Eğridirli birisiyle tanışıyor. Ona, “Barla’da bir hoca efendi var, onunla görüştün mü hiç?” diye soruyor. “Hayır, duydum ama görüşmedim” diyor o zat. “Peki, sana bir mektup versem, ona götürür müsün?” diye soruyor. “Veririm” deyince mektubu ona veriyor.

Yalnız bu adamın bir hastalığı varmış; öyle ufak tefek adamlarla görüştü dedirtmek istemezmiş kendisini. İlla yüksek mevkide birileri olacak…

Adam gitmiş Barla’ya… Üstad hazretlerine, ‘Aydın Müftüsü’nden getirdim’ diye mektubu takdim etmiş. Kendi ilave ettiği ‘Aydın Müftüsü’ bilgisi ile veriyor Üstad’a. Bunu itibarlı görünmek için yapıyor. Üstad da almış mektubu, üzerine: ‘‘Yeni mühim bir kardeşimiz Müftü Ahmed Feyzi Efendi’nin fıkrasıdır, lâhikaya girsin’’ diye yazmış ve talebelere vermiş. Sonra aramalar, baskınlar sırasında bu mektup ele geçiyor. Zavallı Aydın Müftüsü Mustafa Üründür[1] Efendi de, Eskişehir hapishanesine (1935) götürülmek üzere tevkif ediliyor ve bir müddet hapishanede kalıyor. 1935 Eskişehir mahkûmları listesinde, ‘Aydın Müftüsü Mustafa Efendi’ diye adı geçmektedir. Görüldüğü gibi Ahmed Feyzi Ağabey, mektuba “ben müftüyüm” falan diye bir şey yazmıyor; sadece ismini yazıyor…

Bu hadiseyi Ahmed Feyzi ağabeyden duydum. Bu vesile ile bazı kitaplarda; “Ahmed Feyzi Ağabey, Üstad’a gönderdiği mektuba ‘Aydın Müftüsü’ diye imza atınca, 1935 Eskişehir hapishanesinden kurtuldu” şeklinde verilen yanlış bilgileri de düzeltmiş olalım.

mustafaurundur.jpg(1922’den itibaren uzun yıllar Aydın Müftülüğü yapan Mustafa Üründür (1879-1944), akıllara ziyan bir yanlışlık sebebiyle 1935 Eskişehir hapishanesinde Bediüzzaman’la birlikte bir müddet yatmıştı)

BARLA LÂHİKASI’NDA AHMED FEYZİ’NİN MEKTUBU:

(Yeni mühim bir kardeşimiz Müftü Ahmed Feyzi Efendi’nin fıkrasıdır. Bu fıkra çendan şahsıma bakıyor. O zât şahsımı görmemiş; dellâllığım eseri olan risaleleri gördüğünden, haddimden pek çok fazla olan sena ve medhi, risalelere ve esrar-ı Kur’ana aid olduğu için kabul ettim.)

Hamd-ı bînihaye Kerim-i Müteâl’e, salât ü selâm Habib-i Zülcelal’e ve onun âl ü ashabına.

Ey bâkiye vâsıl olmuş fâni! Ve ey matlubun bâb-ı rahmetinde oturan mahbub! Ve ey derecatın ekmeli olan sıfat-ı abdiyete sülûk edebilmiş bahtiyar! Ve ey Şems-i Tâbân-ı Zülcemal’in karanlıklara aksettirdiği ziya-yı hidayet! Ve ey Habib-i Kuddüs’ün tarîk-ı ulviyetinde karanlıkları yararak uçan şahab-ı şaşaanisar! Hatiat ve masiyet deryasının korkunç dalgaları arasında inleyen, Hâlık-ı Kerim’in bunca iltifatını nankörlükle karşılamaktan başka bir vaziyeti bulunmayan bu edna-yı mevcudat, nâil olduğun derece-i makbuliyetten bir katresinin olsun, kendine ihdasını senin şevket ü kereminden bekliyor. Ne olur beni kendine alıp, hizmetinle müşerref kılsan. Ne olur, Habib-i Kibriya’ya benim de kendisinin hizmetine intisabım için ve onun uşşakının asgarı ve hikmet ve nurunun dellâlı olmaklığım için yalvarsan ah!..

Her an ayaklarının altını öpmek ateşiyle mütehassir ve nâlân, ahkar-ı mahlûkat

Ahmed Feyzi

(Barla Lâhikası 187)


[1] İsmail Hakkı hocamız, o zamanki Aydın Müftüsü’nün adını Ahmed Feyzi ağabeyin ‘Ahmed’ diye naklettiğini ve Eskişehir’e götürülürken yolda vefat ettiğini söyledi. Fakat Aydın Müftülüğü nezdinde yaptığımız araştırma, merhum müftünün adının ‘Mustafa Üründür’ olduğunu ve yolda vefat etmeyip, bir müddet Eskişehir hapishanesinde Bediüzzaman ile beraber yattığını gösterdi. (Ömer Özcan)

Yazar : Ömer ÖZCAN

1950 yılında Milas’ta doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini İzmir’de tamamladı. 1968 senesinde lise ikinci sınıfta iken Risale-i Nur’u tanıdı. 1969’da ‘Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’na (Bugünkü adıyla: Teknik Eğitim Fakültesi) kaydoldu… Ankara’da beş seneye yakın Bayram Yüksel Ağabeyin nezaretinde muhtelif Dersane-i Nûriyelerde kaldı. 1973 senesinde öğretmen olarak mezun oldu. 1973’den 1984’e kadar 11 sene Zonguldak’ta lise öğretmenliği yaptı. Sonra İzmir’e, mezun olduğu liseye öğretmen olarak atandı. 2000 senesinde aynı okuldan emekli oldu. Ömer Özcan evli ve iki kız babasıdır. Şimdi İzmir’de ikamet ediyor. Bütün mesaisini iman ve Kur’an hizmetlerine ayırmaya çalışmaktadır.
Ömer Özcan’ın Bediüzzaman Said Nursi ve talebeleri hakkında hatırı sayılır bir arşivi vardır. Kendisinde, Hz. Üstad’la görüşen veya görüşmeyen kadim ağabeylerden fotoğraf, ses, video veya yazılı olarak yaptığı kayıtlar mevcudtur. Ayrıca Risale-i Nur’un teksir veya matbaa olarak ilk baskılarının tamamına yakını Ömer Özcan’ın arşivinde bulunmaktadır. El yazılı orijinaller de vardır.
Ömer Özcan, Üstad Said Nursi Hazretleriyle hatıraları olan Ağabeylerle yaptığı röportajların bir kısmını kitaplaştırmıştır. “Risale-i Nur Hizmetkârları AĞABEYLER ANLATIYOR” adıyla seri olarak yayınlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır. Yeni kitap hazırlıkları ve araştırma çalışmaları devam etmektedir.

Tüm Yazıları Göster
Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

İlginizi Çekebilir

‘Salâvatın Mânâsı Rahmettir!..’ 

‘SALAVÂTIN MA‘NÂSI RAHMETTİR!..’  “(Ey resûlüm!)  (biz) seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik!..” (Enbiya,107) “İşte seni …

Önceki yazıyı okuyun:
Yâ Fâtıma! Ailenin İşlerini Yap! / Mustafa Asım Küçükaşçı

Yâ Fâtıma! Ailenin İşlerini Yap!.. Hz. Ali radıyallâhu anh anlatır: “Hz. Fâtıma radıyallâhu anhâ, babasına …

Kapat