Ana Sayfa / Yazarlar / Bast-ı Zaman, Tayy-ı Mekân

Bast-ı Zaman, Tayy-ı Mekân

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

BAST-I ZAMAN,  TAYY-I MEKÂN 

Evvelâ kum saatini ters çevirelim;

Herkesin yaşadığı ve hissettiği darlık ve yokluk zamanlarını tahattur ederek 

bir muvazene yapmak, bu velayete ait konu hakkında, akla yaklaştırıcı,

az veya çok bir fikir verebilir.
burada
Herkes bir velayet makamına çıkamayabilir,

ama muhakkak ki dünya da imtihana girmeyen kişi yoktur…

o halde insanın kendi sıkıntı ve meşakkatlerindeki darlığı, çaresizliği, 

bu konunun anlaşılması hususunda bir nebze de olsa, kendisi için iyi bir kıyas olabilir…

Meselâ şu ayetler de örnek verilen hale hepimiz az çok düşmüşüzdür…

“…Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, 

vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'(dan gelecek olan)a karşı 

yine O’ndan başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlamışlardı.”

(Tevbe,118)

“Meşhur bir söz var ki, “Musibet zamanı uzundur.”

Evet, musibet zamanı uzundur. 

Fakat örf-ü nâsta zannedildiği gibi sıkıntılı olduğundan uzun değil, 

belki 

uzun bir ömür gibi hayatî neticeler verdiği için uzundur!..”

 “o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. 

Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. 

Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer…

Kısa ömrü musibet vasıtasıyla 

uzun bir ömür hükmüne geçmesini düşünse, sabırdan ziyade, şükreder!..” 

(2.lem’a)

Şimdi konumuza gelelim;

Denizlerde vukua gelen med ve cezir gibi,

 evliya arasında da bast-ı zaman,  tayy-ı mekân meselesi şöhret bulmuştur. 

Ezcümle: 

Kitab-ı Yavâkit’in rivayetine göre, 

İmam-ı Şa’rânî bir günde iki buçuk defa kocaman Fütuhat-ı Mekkiye namındaki büyük mecmuayı mütalâa etmiştir. 

Bu gibi vukuat istiğrabla -acaip görülüp- inkâr edilmesin… 

Zira bu gibi garip meseleleri tasdike yaklaştıran misaller pek çoktur. 

Meselâ, 

rüyada bir saat zarfında bir senenin geçtiğini

 ve pek çok işler görüldüğünü görüyorsun. 

Eğer o saatte o işlere bedel 

Kur’ân okumuş olsaydın, birkaç hatim okumuş olurdun. 

Bu hâlet evliya için hâlet-i yakazada inkişaf eder

Zaman inbisat –genişlik arz-  eder. 

Mesele ruhun dairesine yaklaşır. 

Ruh zaten zamanla mukayyed  -kayıtlı-  değildir. 

Ruhu cismâniyetine galip olan evliyanın 

işleri, fiilleri, ‘sür’at-i ruh’ mizanıyla cereyan eder!..”

(mesnevi-i Nuriye)

“sür’at-i ruh” 

Ruhun sürati nurani olduğundan o kadar hızlıdır ki; 

Ses ve ışık gibi maddi hız ölçüleri ile ölçülemez..,

Hayal ise,  

Eğer fikirin tefekkürü kuvvetli ve hakikattar olursa,

Hayal arabanın nagivasyonu gibi, 

Sülük’ü ruhani de en küçük ayrıntıları görüntüleyerek, ön izleme yaşatır…

Akıl ise, 

Ruhun, varlığın ve varlık sahibinin 

anlam ve hakikatını idrak merkezi olduğu gibi,

kalp ise,

mana ve muhabbet membaıdır…

“Nuranî ruhların aksidir

Şu akis hem hayydır, hem ayndır. 

Fakat âyinelerin kabiliyeti nisbetinde 

tezahür ettiğinden, 

o ruhun mahiyet-i nefsü’l-emriyesini tamamen tutmuyor.”

(16.söz)
Bu vecizeyi anlamak için hava zerrelerini örnek verelim…

 “Hüve” lafzını söylediğimiz miktardaki havada, 

bütün dünyadaki mevcut telefonların, telgrafların, radyoların, 

hadsiz ve muhtelif konuşmaların bulunabilmesi için; 

ya küçücük ve hassas ölçekli, hârika alıcı ve verici istasyonlarının 

her bir hava zerresine kurulmuş gibi, 

her bir hava zerresının bu vazifeleri ayrı ayrı yaptığını görüyoruz maddi alemde…

Hem görüntü, hem ses, hem element, hem oksijen, 

hem karbondioksit gibi bütün gazları, titreşim ve sinyalleri, 

anında her bir hava zerresi taşımakta ve nakletmektedir…

Farklı bir örnek elektrik;

Santral de sadece cerayani bir güç iken,

evimizin lambasında ışık, sobasında ısı, ocakta ateş

radyoda ses, televizyonda görüntü, telefonda, iletişim, buzdolabında buz v.s…

Bundan daha ötesi 

ve bizzat şahit olduğumuz hatta bizzat yaşadığımız hayat…

Yani Ruhumuz…

Ruhumuz beyin merkezli, güçlü bir can havliyle; 

Maddi alemimiz olan,

bütün iç ve dış organlarımıza hakim olur, çalıştırır, bedenin hayatını idame ettirir…

Her aza da kendini ayrı bir vazife ile hakim olarak gösterir, tanıtır…

Ruh o bedenden çıkınca da, beden bir çuvala döner…

Yine Ruhumuz  şuur kudretiyle de;

ellerimiz de marifet, ayaklarımız da istikamet, 

dilimiz de kelâm, kulağımız da ses, gözümüz de nazar, 

fikrimiz de tefekkür,  

aklımız da idrak ve hükm-i bir karar, 

kalbimiz de muhabbet ve biat, 

vicdanımız da mizan, tasdik ve bir kulluk aynası, v.s…

olarak kendini beyan ve ifade eder, 

Hadis-i Şerifler de anlatıldığı gibi, 

Ruh şahsiyetiyle, kendini her ğün bu şekil de alır satar, ya kâr eder ya da  zarar…

Bu beyan ve ifade ve karakterin hepsi de kendisidir… ayırdedilmez!..

Yalnız bunlar insan için, şehadet aleminde sırayla cerayan ederken,

Mü’min için, 

cennette hepsi aynı anda, tek ağacın birçok meyvelerine benzer şekilde,

ruhun aynadaki bir çok timsalleri gibi, bir anda çoğalarak çok işleri bir anda görebilir, 

yine hepsi de kendisidir!..

 Gayb alemin de ise;

“Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm, 

Dıhye suretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu  

bir anda, huzur-u İlâhîde, 

haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzamın  önünde secdeye gider 

hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, 

evâmir-i İlâhiyeyi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mâni olmazdı.”

(16.söz)
İşte, şu sırdandır ki, 

mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber (),

dünyada bütün ümmetinin salâvatlarını birden işitir 

ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. 

Birbirine mâni olmaz. 

Hattâ, evliyadan, 

ziyade nuraniyet kesb eden ve abdal denilen bir kısmı, 

bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.

Evet, nasıl cismaniyata cam ve su gibi şeyler âyine olur. 

Öyle de, 

ruhaniyata dahi hava ve esir ve âlem-i misalin bazı mevcudatı âyine hükmünde 

ve berk -şimşek- ve hayal sür’atinde bir vasıta-i seyir ve seyahat suretine geçerler. 

Ve o ruhanîler, hayal sür’atiylemerâyâ-yı nazifede,

 o menâzil-i lâtifede gezerler. Bir anda binler yerlere girerler…”

(16.söz)

Ruh cesede kâmil bir iman ve takva  ile galip olunca, 

Bir kaç mekânda bir anda bulunmak ruha gayet kolay olur. 

Rüyada bizim de ruhumuz 

bedenimize bir derece galip gelir. Misal alemine girer.

Bunun gibi,

Velayet kesbeden ruh da melaikeyi geride bırakarak, onlar gibi bir anda çok işi yapar 

Veya  bir çok mekanda bulunabilir. 

Beden için mümkün olmayan, geçmiş ve geleceğe de kolayca geçebilir…

“Ve o ruhanîler, hayal sür’atiylemerâyâ-yı nazifede,

 o menâzil-i lâtifede gezerler.” 

(16.söz)

merâyâ-yı nazife ve menâzil-i lâtife;

Ruhaniyatın tecelli ettiği, 

vazife gördüğü âlemler ve aynalar hem latiftirler

hem de her türlü lekeden uzaktırlar!..

Bast-ı zaman sırrıyla çok seneler hükmünde olan 

birkaç dakikalık zaman-ı Mirac, 

bu hakikatın vücudunu -miracın hakikatini- ispat eder 

ve bilfiil vukuunu -bizatihi gerçekleştiğini- gösteriyor. 

Mirac’ın birkaç saat müddeti, 

binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır…

Çünkü, 

Mirac yoluyla beka âlemine girdi. 

Beka âleminin birkaç dakikası bu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir. 

Hem, bu hakikate binaen, 

bazı evliya bir dakikada bir günlük işi görmüş. 

Bazıları, bir saatte bir senelik vazifesini yapmış. 

Bazıları, bir dakikada bir hatme-i Kur’âniye’yi okumuş oldukları gibi, 

Risale-i Nur’un telifinde de bu bast-ı zaman hakikati çok defa vukua gelmiş. 

Ezcümle: 

On Dokuzuncu Mektup yüz elli sahifedir. 

Üç yüzden fazla mu’cizatı, kitaplara müracaat edilmeden, 

ezber olarak, dağ, bağ köşelerinde 

dört gün zarfında hergün üçer saat meşgul olmakla, 

mecmûu on iki saatte telif edilmesi; 

Ramazan Risalesi kırk dakika da telif edilmesi; 

Yirmi Sekizinci Söz, 

yirmi dakika da telif edilmesi, bast-ı zamanın vukuunu ispat etmiştir!..” 

“İçlerinden söze başlayan biri, ‘Bu halde ne kadar kaldık?’ diye sordu. 

‘Bir gün, yahut daha da az’ dediler.”

(Kehf, 19) âyeti tayy-ı zamanı gösterdiği gibi,

 “Lâkin Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.” 

(Hac, 47). âyeti de bast-ı zamanı gösterir.

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

İlginizi Çekebilir

‘Salâvatın Mânâsı Rahmettir!..’ 

‘SALAVÂTIN MA‘NÂSI RAHMETTİR!..’  “(Ey resûlüm!)  (biz) seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik!..” (Enbiya,107) “İşte seni …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Malazgirt Savaşı ve Türk – Kürt Kardeşliği

Malazgirt Savaşı ve Türk - Kürt Kardeşliği Malazgirt Savaşı Cmhurbaşkan ve Bahçeli tarafından bizzat o …

Kapat