Ana Sayfa / İLİM - KÜLTÜR – SANAT – FİKRİYAT / Makaleler / Dünyanın Değeri ve Secdenin Önemi ile İlgili İki Hadise Bediüzzaman’ın Getirdiği Orijinal Yorumlar

Dünyanın Değeri ve Secdenin Önemi ile İlgili İki Hadise Bediüzzaman’ın Getirdiği Orijinal Yorumlar

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

Yrd. Doç. Dr. Mehmet DİLEK
Akdeniz Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi

Makaleyi, burada veremediğimiz Arabî ibareleriyle okumak için indirmek isterseniz TIKLAYINIZ

Öz

Bu makalede Said Nursi’nin Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde geçen iki hadise getirdiği orijinal yorumları tespit etmeye çalıştık. İlk hadis dünyanın değerinden söz eden “Dünyanın Allah katında sinek kadar bir değeri olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su içemezdi” anlamındaki hadistir. Said Nursi, hadiste dünyanın âhiretin tarlası olması ve Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği yönleri ile değil, günahlar ve isyanlarla dolu olan fani tarafı ile kıyas yapıldığını ifade eder. Hadiste geçen “Allah katında” tabirinin âlem-i beka anlamında olduğunu belirtir. Said Nursi’nin orijinal yorumda bulunduğu ikinci hadis ise secdenin önemi ile alakalı bir hadis olup manası “Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır. Orada çok dua ediniz” şeklindedir. Said Nursi, bu hadise atıfta bulunurken iki noktaya dikkat çeker Birincisi, secde mahalli olan arzın yani toprağın Allah’ın isimlerinin en çok tecelli ettiği bir yer olmasıdır. İkincisi toprağın tevazu ve mahviyet açısından bir sembol olmasıdır. Bu açıdan insan secde halinde nihayetsiz bir tevazu ve mahviyet içinde esma-i ilâhiyenin en çok tecelli ettiği yerle buluşmaktadır.

*  Bu makale 2015 yılında Iğdır’da MESNEVİ SEMPOZYUMU – (Nur’un Arabi Mesnevisi) adlı sempozyumda tebliğ olarak sunulmuş, yeni bilgiler ve değişiklerle makale formatında hazırlanmıştır.

Giriş

Bu makalede Bediüzzaman Said Nursi’nin (1878-1960) Mesnevi-i Nuriye adlı eserinde orijinal yorumlarda bulunduğu iki hadis üzerinde duracağız. Bu anlamda ele aldığımız ilk hadis, dünyanın değerinden söz eden, “Şayet dünyanın Allah katında bir sivrisinek kanadı kadar değeri olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su içemezdi.” anlamındaki bir hadis olup Mesnevi-i Nuriye’deki açıklaması Şemme’nin Üçüncü Parçası’nda geçmektedir.1 Aynı zamanda söz konusu hadis, Said Nursi’nin Sözler adlı eserinde 24. Sözün Üçüncü Dalı’nın Dokuzuncu Aslı’nda konuyu açıklamak için örnek olarak verilmekte ve hakkında yorum yapılmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi’nin orijinal bir yorumda bulunduğu ikinci hadis ise; “Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde anıdır.” anlamındaki hadis olup Mesnevi-i Nuriye’nin Şu’le kısmında bir İ’lem’de geçmektedir.

I. Dünyanın Değeri İle İlgili Hadis ve Bediüzzaman’ın Buna Getirdiği Orijinal Yorum

  1. Hadisin Metni ve Yorumu
  2. Hadisin Metni

Şemme’nin Üçüncü Kısmında yer alan hadis, dünyanın değerinden söz etmekte ve … şeklindedir.

1 Bu hadisin açıklaması Abdülmecid Nursi tarafından yapılan tercümede yoktur. Ancak Abdülkadir Badıllı ve Şadi Eren’in yapmış oldukları tercümelerde yer almaktadır.

Hadis, Kütüb-i Sitte’den Tirmizî ve İbn Mâce’de geçmektedir. Tirmizî’nin Sünen’inde Zühd bölümünde “Dünyanın Hakirliği Konusunda Gelen Hadisler Babı”nda yer alır. İbn Mâce’nin Sünen’inde ise yine Zühd bölümünde, “Dünyanın Misali Babı”nda geçer.

Bazı farklılıkları ile birlikte hadisin dokuz tane tarîki vardır. Bunlar;

1-Sehl b. Sa’d es-Sâidî (Tirmizi, Zühd, 13; Hâkim, el-Müstedrek, IV,341).

2-Ebu Hüreyre (Beyhakî, Şuabu’l-iman, XIII, 81; Bezzâr, el-Müsned, XV,9).

3-İbn Abbas (Ebu Nuaym el-Isfehani, Hılye, III,309; VIII, 290).

4-Abdullah b. Ömer ( el-Kudaî, Müsnedu’ş-Şihâb, II,316).

5-Amr b. Mürre (Hennâd b. es-Seriyy, Zühd, II,411).

6-Bir grup Sahâbî (İbnu’l-Mübarek, ez-Zühd ve’r-rekâik, I,178).

7-Ebu’d-Derdâ mevkuf olarak (Ahmed b. Hanbel, Zühd, I,112).

8-Muhammed b. Amr hocalarından  (Hennâd b. es-Seriyy, Zühd, I,321).

9-Beni Sâlim’den bir adam (İbn Ebi Şeybe, Müsned, II, 424).

Hadis, Tirmizi’nin Sünen’inde sahabî Sehl b. Sa’d es-Sâidî tarafından rivayet edilmektedir. Bu rivayetin metni şeklinde olup baş tarafında anlatılan herhangi bir olay yoktur.2 Ancak İbn Mace’nin Sünen’inde yine aynı sahâbiden, başında farklı bir bilgi verilmek suretiyle rivayet edilir. Buna göre Hz. Peygamber, Zü’l-Huleyfe denen bir yerde ölü bir koyun leşinin yanından geçerken “Siz şu leşi, sahipleri nazarında kıymetsiz olarak mı görüyorsunuz?” diye sormuş. Yanındakiler de: “Zaten kıymetsizliğinden dolayı sahipleri onu çöplüğe atmışlar!” diyerek cevaplamışlar. Hz. Peygamber de bunun üzerine “Nefsim kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki dünya, Allah nezdinde şu leşin sahipleri yanında kıymetsiz olduğundan daha kıymetsizdir, demiş ve peşinden

Eğer dünya Allah katında bir sivrisineğin kanadına eşit olsaydı Allah Teâlâ o dünyadan hiçbir kâfire bir yudum su dahi içirmezdi.”3 Buyurmuştur.

Bunun dışında her iki rivayetteki farklılığa baktığımızda birisinde ifadesi yerine  ifadesi geçmekte,  ifadesi yerine de ifadesi bulunmaktadır.

2. Tirmizi, Zühd, 13.

3. İbn Mace, Zühd, 3.

Her ikisinin dışındaki rivayetlerde de     ifadesi yer alır. Bir de lafızdaki farklılık olarak  . . yerine  . .  ifadeleri yer alır.

Bu iki kitabın dışındaki diğer hadis kaynaklarında da farklı tarîkler vardır. Mesela İbn Ebi Şeybe’nin Müsned’indeki rivayete göre Beni Sâlim’den veya- Fihr- den bir kişiden Hz. Peygamber’e bir hediye getirildiğini ancak onu koyacak bir kap bulamadığını bunun üzerine onu yere koymasını istediğini çünkü kendisinin bir kul olduğu ve kul gibi yiyip içtiğini ifade ettikten sonra ifadesini kullandığını görmekteyiz.

2. Hadisin Sıhhati

Tirmizî, rivayeti verdikten sonra ‘Bu babta Ebu Hüreyre’den bir rivayet bulunduğunu belirtir. Kaydetmiş olduğu hadisin “Sahih-Garip” olduğunu ifade eder.  

İbn Mâce’deki hadis için ise Bûsırî, Zevâid’de: “İsnadında Zekeriyyâ b. Manzûr’un var olduğunu ve onun zayıf bir râvi olduğunu aktarır. Ancak metnin aslının sahih olduğunu kaydeder.” İbn Mâce’nin vermiş olduğu aynı hadisi Hâkim en-Neysaburi, el-Müstedrek adlı eserinde kaydeder ve hadisin senedinin sahih olduğunu söyer. Zehebî ise ta’likinde, âlimlerin Zekeriya b. Manzûr’u zayıf saydıklarını belirtir.

Hadisin isnadına baktığımızda zayıf olduğunu görmekteyiz. Ancak hadisi destekleyen sekiz tane şâhid olduğunu bilmekteyiz. Bütün bunlardan sonra isnadı hakkında verilebilecek hükmün, hadisin sahih liğayrihi mertebesinde olduğu ifade edilebilir.

B. Hadisin Yorumu

1. Âlimlerin Hadis Hakkındaki Yorumları

Tirmizi şârihi el-Mübarekfûrî (1353/1934), hadis hakkında şöyle bir yorumda bulunur:  “Kafir, Allah’ın düşmanı olması hasebiyle Allah, dostlarına vermiş olduğunu düşmanlarına vermeyeceğini belirterek, bunun dünyanın değerinin düşük olması sebebiyle olduğunu kaydeder.”9 Kâfirler, Allah’ın düşmanıdırlar. Düşman

4 İbn Ebi Şeybe, Müsned, II, 424.
5 Sahih-Garip: Râvilerden birinin teferrüd etmiş olduğu hadistir. Bkz. Aydınlı, Abdullah, Hadis Istı-
lahları Sözlüğü, Timaş, 1987. s.135.
6 Tirmizi, Zühd, 13; Elbâni, hadisin sahih olduğunu belirtir.
7 İbn Mâce, Zühd, 3.
8 Hâkim en-Neysaburi, Ebu Abdillah Muhammed b. Abdullah, el-Müstedrek ala’s-Sahihayn, (thk.
Mustafa Abdulkadir Ata), Beyrut, 1411-1990), IV,341.
9 el-Mübârekfûrî, Ebu’l-Ala Muhammed b. Abdirrahman b. Abdurrahim, Tuhfetu’l-ahvezî bi şerhi Câmii’t-Tirmizi, Beyrut, tsz., VI, 503.

olana nimet verilmeyeceği herkesin kabul edeceği bir gerçektir. el-Mübârekfuri,

Allah mümin kulunu dünyadan korur, tıpkı sizin hasta birisini sudan koruduğunuz gibi” hadisini de söz konusu hadisi açıklama kabilinden kaydeder.10  Allah, bütün resul ve nebilerini, onların vârisleri olan gerçek âlimlerle hak dostlarını dünyadan ve dünyalıklardan korumuştur. Bütün bunlar, kâfirlerin elde edip sahip oldukları dünyalıklara gıbta etmemek, özenmemek gerektiğini bize öğretmektedir. Ali el-Kari (1014/1605), Mirkâtu’l-mefâtih adlı şerhinde âyet ve hadislerle söz konusu hadisi açıklamaya çalışmıştır. Mesela;  

  “Dünya kimden eksiltilmişse o onun için hayırdır.11 Sûfiler de bir insanın dünyayı elde edememesi onun ismeti yani korunması anlamındadır demişlerdir.12

Ali el-Kâri, Dünyanın denî olmasının nedenlerinden birinin kâfir ve fâcirlerin onda çok olması sebebiyle olduğunu belirtir ve Zuhrûf sûresindeki bir âyeti de delil olarak kaydeder. Buna göre Allahu Teala: “Eğer insanlar tek bir ümmet haline gelecek olmasaydı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine mutlaka gümüşten tavanlar ve üzerinde yükseldikleri merdivenler yapardık.”13  buyurmaktadır. Ali el-Kâri, yorumuna Hz. Peygamber’in Ömer b. Hattab’a söylediği: “İstemez misin dünya onların olsun âhiret bizim olsun”14 sözünü aktararak devam eder. Ayrıca iki âyet daha zikrederek hadisle ilgili yorumunu tamamlar:

Allah’ın katında olan şeyler, ebrâr kullar için daha hayırlıdır.”15

“Rabbinin rızkı daha hayırlıdır ve bâkidir (devamlıdır).”16

Bu hadisten dünyanın ve dünyalıkların Allah katında bir değeri ve kıymeti olmadığını, kâfirler ve müşrikler Allah’ın yarattığı kullar olup Cenâb-ı Hak dünyada mü’minlere rızıklarını verdiği gibi onlara da verdiğini ancak kâfir ve müşriklerin Allah 

10 el-Mübârekfûrî, a.g.e., VI, 503.
11 Ali el-Muttakî, Kenz-ül-ummâl sünen-ül-akvâl vel-ef’âl, (thk., Bekri Hayati- Safve es-Seka), Müessesetu’r-Risale, 1401-1981. III,196.
12 Ali el-Kâri, Ebu’l-Hasen Nureddin, Mirkatul-mefâtih şerhu Mişkâti’l-Mesâbih, Beyrut, 1422-2002. VIII, 3241.
13 Zuhruf, 33.
14 Ebu Avane, Yakub b. İshak b. İbrahim en-Neysaburi, el-Müstahrec, (thk. Eymen b. Arif ed-Dımaşki), Beyrut, 1998. III,166.
15 Al-i İmrân, 198.
16 Taha, 131.

katında hiçbir kıymeti ve değeri olmadığını anlamaktayız. Ayrıca bu dünyanın fani olup ebedî olan âhireti kazanma yeri olduğunu anlamış olmaktayız.

2. Bediüzzaman’ın Hadis Hakkındaki Yorumu

Hadisin Mesnevi’deki açıklaması Şemme’nin Üçüncü Parçasında geçmektedir.

Öncelikle Bediüzzaman,  “Bil ki: Hakikatın menbaları ve hakkın madenleri olan bazı şeyler, yanlış anlaşılma yüzünden çoğu kere mübalağa, birer hayal ve abartılı birer muhal tevehhüm edilir.” demek suretiyle yanlış anlamanın hakikati ne kadar değiştirdiğini ifade eder ve örnek olarak baştan beri sözünü ettiğimiz hadisi verir. 24. Sözün Üçüncü Dalı’nın Dokuzuncu Aslı’nda bu yanlış anlamanın sebeplerinden bir kaçına şu şekilde değinir:  “Mesâil-i imaniyeden bir kısmın netaici, şu mukayyed ve dar âleme bakar. Diğer bir kısmı, geniş ve mutlak olan âlem-i âhirete bakar.”

Bu anlamda hadislerde geçen her ifade dünya şartlarına göre değerlendirilmemelidir. Mesela İbn Mace’de geçen bir hadisin manası şöyledir: “Kâfir kişi cehennemde şüphesiz öyle iri yapılı olur ki, dişi Uhud (dağın)’dan muhakkak daha büyük olur ve vücûdunun dişinden büyüklüğü (de) herhangi birinizin vücûdunun dişinden büyüklüğü gibidir.” Bu hadiste geçen mana, dünya şartlarına göre değerlendirilemez. Hem kâfirlerin suçlarının büyüklüğüne, hem de cezalarının ağırlığına işaret etmek üzere söz konusu benzetmeler yapılmıştır. Dünyanın dar ve muvakkat durumuna göre değerlendirmek doğru olmaz.

Bediüzzaman Said Nursi, amellerin faziletine dair hadisleri de bu anlamda değerlendirmek gerektiğini ifade eder: “Amellerin fazilet ve sevabına dair ehadîs-i şerifenin bir kısmı terğib ve terhîbe münasib bir tesir vermek için belâgatlı bir üslûbda geldiğinden, dikkatsiz insanlar onları mübalağalı zannetmişler. Halbuki bütün onlar ayn-ı hak ve mahz-ı hakikat olduklarından mücâzefe ve mübalağa, içlerinde yoktur.”20  

Bediüzzaman Said Nursi, dünyanın değeri ile ilgili hadisin şöyle anlaşılması gerektiğini ifade eder:

“Senin fani hayatının aynasına ve zâil ömrünün vüs’atine temessül eden harici

17 Nursi, Bediüzzaman Said, Nur’un Arabi Mesnevisi Mesnevi Dersleri, (Terc. Şadi Eren) Selsebil, 2014. s. 424-425.
18 İbn Mâce, Zühd 38.
19 http://www.sorularlarisale.com/kategori/67070/ucuncu_dal_dokuzuncu_asil.html
20 Nursi, Sözler, 345.

dünya, bekâ âleminden bir sivrisinek kanadına müsavi gelmez. Tıpkı filiz vermiş danenin savrulup gidecek bir harman samana tercih edilmesi gibi… İşte esmâ-ı hüsnâ’nın mazharları ve âhiretin tarlası olan şu dünyadan, herkes için bir dünya vardır. Dünyasına manay-ı harfiyle bakarsa ve bâki için kullanırsa, o dünyanın çok büyük bir kıymeti olur. Yoksa faniliğinden dolayı, bâki bir zerreye bile müsâvi gelmez.”21

Said Nursî, burada dünyanın fani olan cihetini nazara vermektedir. Bu açıdan değerinin düşük olduğunu ifade etmektedir. Yani eğer insan sadece fani tarafı ile ilgilenir de bâki olan yönüne bakmazsa dünyanın değersiz tarafı ile ilgilenmiş olmaktadır. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın masivasına (yani kâinata ve içindekilere) manay-ı harfiyle ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mana-yı ismiyle ve esbab hesabına bakmak hatadır.22

Öte yandan Lem’alar aslı eserde bu konuda şu ifadelere yer verir: “Hem sâbık işaretlerde anlaşıldığı gibi; fenalık ve hevesât yolu, tahribat olduğu için gayet kolaydır. Şeytan-ı ins ü cinnî çabuk insanları o yola sevk ediyor. Gayet cây-ı hayret bir haldir ki: Âlem-i bekanın nass-ı hadîsle sinek kanadı kadar bir nuru, ebedî olduğu için, bir insanın müddet-i ömründe dünyadan aldığı lezzet ve nimete mukabil geldiği halde; bazı bîçare insanlar, bir sinek kanadı kadar bu fâni dünyanın lezzetini, o bâki âlemin, bu fâni dünyasına değer lezzetlerine tercih edip, şeytanın arkasında gider.”23

Burada dünyada alınan lezzetler ile ebedi âlem olan cennetteki lezzetleri kıyaslamakta aralarındaki büyük farka işaret etmektedir.

Bediüzzaman Sözler adlı eserinde de söz konusu hadisin insafsızların zihnini kurcaladığını ancak hakikatinin anlaşıldığında doğru ve ciddi bir hakikat olduğunu asla abartı ve mübalağa olmadığını hatırlatır. Hadisin hakikatinin şu olduğunu dile getirir:

    “Hadiste geçen … tabiri24 âlem-i bekadan demektir. Evet âlem-i bekadan 

21 Nursi, Bediüzzaman Said, Nur’un Arabi Mesnevisi Mesnevi Dersleri, (Terc. Şadi Eren) Selsebil, 2014.
s. 424-425.
22 Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s.50
23 Nursi, Lemalar, s.90.
24 Kuran’da da geçen ve “Allah katında-Allah’ın nezdinde” şeklinde tercüme edilen İndellah tabiri iki-üç anlamda değerlendirilebilir: Birincisi: Mücerret/soyut bir kavram olarak; “Allah’ın değer ölçüsüne göre -Allah’ın adaletine göre- Allah’ın yargısına göre- Allah’ın öngördüğü kritere göre” manalarına gelir. Bu mücerret/soyut kavramlar, herhangi bir yere/mekâna bakmaksızın bir anlam ifade etmektedir.
Buna şu ayetleri misal olarak verebiliriz: [Örnekler için bkz. Ahzab Suresi ,33/5; Araf Suresi, 7/187; Maide Suresi, 5/60; Bakara Suresi, 2/94; ” Al-i İmran Suresi, 3/37]. İkincisi: “Allah katından maksat Allah’a olan aidiyettir. “Allah tarafından” manasına gelir. Aşağıdaki ayetler buna örnek olabilir:”(Örnek için bkz. Bakara Suresi, 2/101].Üçüncüsü: Bundan maksat âlem-i bekadır. Örnek olarak şu ayet zikredilebilir; “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin. Kendiniz için yapıp gönderdiğiniz her iyiliği, Mahşer Günü Allah katında/Allah’ın huzurunda/Ahirette/Alem-i bekada mutlaka göreceksiniz. Unutmayın ki, Allah yaptığınız her şeyi görmek-
tedir” (Bakara Suresi, 2/110). www.sorularlarisale.com.

bir sinek kanadı kadar bir nur madem ebedîdir, yeryüzünü dolduracak muvakkat bir nurdan daha çoktur. Demek koca dünyayı bir sinek kanadıyla müvâzene değil, belki herkesin kısacık ömrüne yerleşen hususî dünyasını âlem-i bekadan bir sinek kanadı kadar daimî bir feyz-i İlahîye ve bir ihsan-ı İlahîye müvâzeneye gelmediği demektir.”25 Hem dünyanın iki yüzü var; belki üç yüzü var;

Biri, Cenâb-ı Hakk’ın esmâsının âyineleridir.

Diğeri, âhirete bakar; âhiret tarlasıdır.

Diğeri, fenaya, ademe bakar. Bildiğimiz, marzî-i İlahî olmayan ehl-i dalaletin dünyasıdır.

Demek esma-i hüsnanın âyineleri ve mektubat-ı Samedaniye ve âhiretin mezraası olan koca dünya değil; belki âhirete zıd ve bütün hatiatın menşei ve beliyyâtın menbaı olan dünyaperestlerin dünyasının âlem-i âhirette ehl-i imana verilen sermedî bir zerresine değmediğine işarettir. İşte en doğru ve ciddî şu hakikat nerede ve insafsız ehl-i ilhadın fehmettikleri mana nerede? O insafsız ehl-i ilhadın en mübalağa, en mücâzefe zannettikleri mana nerede?”26

Bunlardan anlaşıldığına göre, dünyanın fani olan günahlar ve lehviyat ile dolu olan yüzü, ebedi âlemin zerresine bile denk gelmemektedir. Dünyanın âhiretin tarlası olması ve Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği yönü ile değil, günahlar ve isyanlarla dolu olan fani tarafı ile kıyas yapılmaktadır.  

II. Secdenin Önemi İle İlgili Hadis ve Bediüzzaman’ın Buna Getirdiği Orijinal Yorum

Bediüzzaman Said Nursi’nin Mesnevi-i Nuriye’de yorumda bulunduğu ikinci hadis ise “Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde anıdır” anlamındaki hadisidir.

Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye’nin Şu’le kısmında bu hadis hakkında yorumda bulunur..

25 Nursi, Sözler,346.
26 Nursi, Sözler,346.

A. Hadisin Metni ve Yorumu

1. Hadisin Metni

Hadisin bulabildiğimiz kadarıyla merfu olarak Ebu Hüreyre, Abdullah b. Mes’ud ve Aişe (r.ah) dan olmak üzere üç sahabiden geldiğini görmekteyiz. Ebu Hüreyre rivayeti Kütüb-i Sitte’den Müslim, Nesâi ve Ebu Davud’da geçmekte olup lafızları aynıdır. Rivayet aynı lafızlarla Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde de geçer.

Hadisin Müslim’deki metni ..  şeklindedir. Manası da “Kulun rabbine en yakın olduğu an secde anıdır. Orada çok dua ediniz” şeklindedir.

Abdullah b. Mes’ud rivayeti ise Taberâni’nin el-Mu’cemu’l-kebir adlı eserinde geçmektedir. Bu rivayetin Ebu Hüreyre rivayetinden farkı yerine olması ve sonunda da herhangi bir ilavenin bulunmamasıdır.

Âişe (r.ah)’den gelen rivayet ise İbnu’n-Neccâr’ın ve İbn Şâzân el-Bağdâdî’nin eserlerinde geçer.

2. Hadisin Sıhhati

Kaynaklarımıza baktığımızda bu üç tarikten Müslim’de geçen Ebu Hüreyre rivayetinin sahih olduğu, Abdullah b. Mes’ud rivayetinin râvi Mervân b. Sâlim’in leyyinu’l-hadis olması ve teferrüd etmesinden dolayı zayıf olduğu anlaşılmaktadır. Hazreti Âişe’den gelen rivayetin ise isnadının bâtıl olduğu ifade edilmiştir.35

27 Müslim, “Salat”, 215.
28 Nesai, “Mevakit”, 35; Tatbik, 78.
29 Ebu Davud, Salat, 147,148.
30 Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 421.
31 Taberâni, el-Mu’cemu’l-Kebir, X,79.
32 Aclûni, Keşfu’l-hafâ, I,160.
33 Ebû Alî el-Hasen b. Ahmed b. İbrâhîm b. el-Hasen el-Bezzâz el-Bağdâdî , el-Meşyeħatü’ś-śuġrâ, thk.
Isam Musa Hâdi, Medine 1998. S. 26.
34 el-Heysemi, Nureddin, Keşfu’l-estâr an zevaidi’l-Bezzâr, thk. Habibu’r-Rahman el-A’zami, Beyrut,
1979. I,263.
35 Nebil Sa’du’d-Din Selim Cerrâr, el-Îmâ ila zevâidi’l-emâli ve’l-eczâ, Neşr. Edvâu’s-Selef, 2007. VII,
53. Bu isnad için ifadesi geçmekte olup, uydurma rivayetler için kullanılan bir tabirdir.

B. Hadisin Yorumu

1. Geçmiş Âlimlerin Hadis Hakkındaki Yorumları

Müslim’in el-Müsnedu’s-Sahih adlı eserinin şârihi Nevevi (676/1277), hadisin manasının ‘Rabbinin rahmetine ve fazlına en yakın olan durumdadır’ şeklinde olduğunu belirtir. Bu hadiste secdede dua etmeye teşvik var olduğunu ifade eder. Yine hadiste namazdaki secdenin kıyamdan ve namazın diğer rükünlerinden daha faziletli olduğunu söyleyenlere bir delil var olduğunu anlatır. Bu konuda üç görüş olduğunu bir kısım âlimlerin namazda rüku’ ve secdeyi uzatmanın faziletli olduğunu söylediğini; bir kısmı kıyamı uzatmanın daha faziletli olduğunu söylediğini, bir kısmının da her ikisinin de eşit olduğunu söylediklerini belirterek görüş sahiplerini ve delillerini de kaydeder. Kitabının bir başka yerinde yine Nevevi, bu hadise atıfta bulunarak hadisteki ifadenin “secde et ve rabbine yaklaş”  âyetine muvafık olduğunu söyler. Bunu da şöyle açıklar: “Çünkü secde, tevazu ve Allah’a kulluğun zirve noktasıdır. İnsan en kıymetli azası olan yüzünü ayaklarla çiğnenen ve hakir görülen toprağa sürmektedir.”

Ali el-Kâri, rüku’ ve secdeyi ta’dil-i erkâna riayetle yapma konusundaki Enes b. Mâlik’ten gelen bir hadisi açıklarken şu şekilde toprakla irtibat kurar: “Namazda rüku’un değil de secdenin tekrar edilmesinin hikmeti konusunda bazı görüşler vardır. Bazıları secde, en büyük boyun eğme ve itaat olan secdelerin vesilesi ve mukaddimesidir. Çünkü en şerefli aza olan yüzü, ayakların ve ayakkabıların bastığı yere değdirmekte olduğunu ifade eder. Bir kısmı da insanın topraktan yaratıldığını, tekrar oraya döneceğini ve yine oradan diriltilip çıkarılacağına işareten secdenin tekrar edildiğini söyleyerek bunun sanki ilk secdede, ‘beni topraktan yarattın’, ikinci de ‘tekrar toprağa iade edeceksin’, ikinci kalkışta ise ‘beni tekrar oradan çıkaracaksın’ anlamına geldiğini belirtirler.

Hadisteki kurbiyet vakte izafe edilmiştir. Kul için mecâzi bir anlam ifade eder. Yani kul secde anında diğer anlarından Rabbine daha yakındır. O zaman mana şudur: Kulun hallerinden Rabbinin rızasına en yakın olduğu hal secde halidir. İbn Melek de (ö.801/1399) şöyle bir yorumda bulunmuştur: “Secde anı zilletin en son noktasıdır. Kulun ubudiyetini ve Rabbinin rububiyetini itiraf ettiği andır. Onun için hadisin sonunda da secde anında duayı çok zikretmek hatırlatılır.”40

36 Nevevi, Muhyiddin, Şerhu Müslim, Dâru ihyâi’t-türâsi’l-arabi, Beyrut, 1392. IV,200.
37 Alak, 19.
38 Nevevi, Şerhu Müslim, IV, 206.
39 Ali el-Kâri, a.g.e, II,707.
40 Ali el-Kâri, a.g.e, II,722.

Suyûti’nin el-Câmiu’s-Sağir adlı eserini şerh eden Münâvi, bu hadisi açıklarken İbn Arabî’nin ilginç bir yorumunu da aktarır. Buna göre İbn Arabi şu ifadelere yer verir:

“Allah, arzı bize “zelûl” kılmış, yani itaatkar ve uysal yapmıştır. Arzın omuzlarında yürümekteyiz. Ayaklarımızın altında onu çiğnemekteyiz. Elbette ki bu boyun eğme ve itaat, zilletin en son noktasıdır. Sonra üzerindeki zelîl olan kulun en şerefli azası olan yüzünü arzın kırıklığını ve zelilliğini gidermek için ona sürmesini emretmiştir. Böylelikle secde sayesinde kulun yüzü ile arzın yüzü birleşmiş ve arzın kırıklığını gidermiştir. Zaten Allah da şöyle buyurmuştur: “ …  “Ben kalpleri kırık olanların yanındayım.” Bundan dolayı kul, Allah’a namazın diğer hallerinden daha yakındır. Çünkü kendi hakkında değil de bir başkasının hakkı konusunda sa’y etmekte olduğunu gösterir. Bu da arzın kırıklığının ve zilletinin giderilmesidir.”

2. Bediüzzaman’ın Hadis Hakkındaki Yorumu

Said Nursi, hadisi yine toprakla ilgili olarak ancak ondaki esma-i ilahiyenin tecellisi noktasından bir de toprakta bulunan tevazu ve mahviyet açısından yorumlar. Yani insan, secde anında Allah’ın isimlerinin en çok tezahür ettiği bir yere başını koymaktadır. Aynı zamanda toprak mütevazidir, ayaklar altındadır ama pek çok önemli işe mazhar olmaktadır. Bu anlamda şu ifadelere yer verir:

“Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyân büyük bir ölçüde tekrar ettiği ihya-yı arz ve toprak unsuruna nazar-ı dikkati celb ettiğinden kalbime şöyle bir feyiz damlamıştır ki: Arz, âlemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevazu, mahviyet gibi maksuda îsal eden yolların en yakını da topraktır. Belki toprak, en yüksek semavattan Hâlık-ı Semavat’a daha yakın bir yoldur. Zira kâinatta tecelli-i rububiyet ve faaliyet-i kudrete ve makarr-ı hilâfete ve Hayy, Kayyûm isimlerinin cilvelerine en uygun

41 Mülk suresi 15. âyette bu ifade edilmektedir. “O Hâlıktır ki O, size Arzı zelûl (munkad) kıldı, haydin, o Arzın omuzlarında yürüyün…”
42 Âlimler “yeryüzünün omuzları” tabirini izahı konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir: Zemahşerî şunları ifade eder: “Yeryüzünün omuzlarında yürümek” deyimi, onun, alabildiğine uysal olduğunun mükemmel biçimde temsil edilmesidir. Çünkü, omuz ve omuz uçları, devenin en ince ve üzerinde yürümenin en zor olduğu yerdir. Binaenaleyh, deve, omuzlarında yürünebilecek bir biçimde
yaratılınca, alabildiğine itaatkâr ve uysal olmuş olur. Böylece, “omuzlarında yürüyün…” hitabının, o yeryüzünün son derece uysal olduğunun hikâye yoluyla bir anlatım olduğu sabit olmuş olur.” Geniş bilgi için bk. Fahruddin er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: XXII/20-21.
43 Ebu Nuaym, Hılye, II, 364; IV, 31; VI, 177.
44 Bkz. Münavi, Feyzu’l-kadir, II,68.

topraktır.45 Nasılki arş-ı rahmet su üzerindedir. Arş-ı hayat ve ihya da toprak üstündedir. Toprak, tecelliyat ve cilvelere en yüksek bir âyinedir. Evet kesif bir şeyin âyinesi ne kadar latif olursa, o nisbette suretini vâzıh gösterir. Ve nuranî ve latif bir şeyin de âyinesi ne kadar kesif olursa, o nisbette esmanın cilvelerini cilâlı gösterir. Meselâ hava âyinesinde yalnız şemsin zaîf bir ziyası görünür. Su âyinesinde şems, ziyasıyla görünürse de elvan-ı seb’ası görünmüyor. Fakat toprak âyinesi, çiçeklerinin renkleriyle şemsin ziyasındaki yedi rengi de gösterir. olan hadis-i şerif, bu sırra işareten şehadet eder. Öyle ise arkadaş, topraktan ve toprağa inkılab etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!”

Sözler adlı eserinde de toprak unsurunun tecelli yönüne şu ifadeleriyle dikkat çeker:

“Toprağın zerreleri dahi herbiri birer ayrı makine ve tezgâh, birer ayrı matbaa, birer ayrı hazine, birer ayrı antika ve Sâni’-i Zülcelal’in esmasını ilân eden birer ayrı ilânname ve kemalâtını söyleyen birer ayrı kaside hükmünde olan o tohumcuklarının, o çekirdeklerinin sünbüllerine, ağaçlarına menşe’ ve medar olmaları; Emr-i Kün Feyekûn’e mâlik, her şey emrine müsahhar bir Sâni’-i Zülcelal’in emriyle, izniyle,

45 Toprakla ilgili olarak Said Nursî, Sözler’de biraz daha tafsilatlı bilgi verir: “…Sâkin toprak, sâkin olan herbir zerresi; bütün çiçekli nebatatın ve meyvedar ağaçların tohumlarına medar ve menşe’ olmak kabil olduğundan hangi tohum gelse o zerrede, yani misliyet itibariyle bir zerre hükmünde olan bir avuç toprakta kendine mahsus bir fabrika ve bütün levazımatına ve teşkilâtına lâzım bütün cihazatı bulunduğundan; o zerrede ve o zerrenin kulübeciği olan o bir avuç toprakta; eşcar ve nebatat ve çiçekler ve meyveler enva’ı adedince muntazam manevî makine ve fabrikaları bulunması veyahut mu’cizekâr, herşeyi hiçten icad eder ve herşeyin herşeyini ve her cihetini bilir bir ilim ve kudret bulunması lâzımdır veyahut bir Kadîr-i Mutlak, bir Alîm-i Küll-i Şey›in emir ve izniyle, havl ve kuvvetiyle o vazifeler gördürülür.
Evet nasılki bir acemî, ham, âmi, âdi, hem kör bir adam Avrupa’ya gitse; bütün fabrikalara, tezgâhlara girse, üstadane kemal-i intizam ile herbir san’atta, herbir binada işler, öyle eserler yapar ki nihayet derecede hikmetli, san’atlı, herkesi hayrette bırakıyor. Zerre miktar şuuru olan bilir ki, o adam kendi başıyla işlemiyor; belki bir üstad-ı küll ona ders verir, işlettirir. Bkz. Nursi, Sözler, s.549, 550.
46 Kesifin aynası; Zıtların birbirini göstermesi çok kuvvetli olur. Mesela, siyah tahta üstünde en güzel beyaz tebeşir görünür ya da beyaz bir tahtada siyah yazı daha güzel ve net okunur. http://www.
sorularlarisale.com/kategori/80/mesnevi-i_nuriye.html
47 “Kesif bir şeyin aynası latif olursa” ibaresi, hakiki anlamda kullanılırken, “latif bir şeyin aynası kesif olursa” ibaresi kıyâsî anlamda kullanılıyor. Yani insan kendi suretini ancak yüzü cilalı ve parlak olan bir aynada en güzel bir şekilde görebilir. Ayna ne kadar parlak ve latif olursa seyri o kadar güzel olur demektir; bu yüzden eskimiş aynalarda suretler iyi görünmez. http://www.sorularlarisale.com/katego-
ri/80/mesnevi-i_nuriye.html
“Latif bir şeyin aynası ne kadar kesif olursa” ibaresinde ise, eşya kesif bir ayna, İlahi isimler de bu aynalarda tecelli ve tezahür eden latif şeyler oluyor. Evet, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, insanın zıtlarla cem edilmiş kesif mahiyeti latif olan İlahi isimlere güzel ve parlak bir ayna oluyor. http://www.sorularla-
risale.com/kategori/80/mesnevi-i_nuriye.html
48 Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s.243

iradesiyle, kuvvetiyle olması; iki kerre iki dört eder gibi kat’îdir. Âmennâ. ” Sonuçta Said Nursî’nin burada iki noktaya dikkat çektiğini görmekteyiz.

  1. Toprağın Allah’ın isimlerinin çokça tecelli ettiği bir yer olması.
  2. Toprağın tevazu ve mahviyet açısından bir sembol olması.

İnsan, secdede nihayetsiz bir tevazu ve mahviyet içinde, en çok esma-i ilâhiyenin tecelli ettiği yerle buluşmaktadır.

Sonuç

Bu makalede Bediüzzaman Said Nursî’nin 1920-1924 yılları arasında telif ettiği Mesnevi-i Nuriye adlı eserde geçen iki hadisi inceledik. Burada müellife ait orijinal yorumları tespit etmeye çalıştık. İlk hadis dünyanın değerinden söz eden “Dünyanın Allah katında sinek kadar bir değeri olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su içemezdi” anlamında olup Kütüb-i Sitte’den Tirmizî ve İbn Mâce’nin Sünen’lerinde geçmektedir. Bu hadisin kaynaklarda geçen dokuz tane tarîki vardır. Bunlarla birlikte değerlendirdiğimizde, isnadı hakkında verilebilecek hükmün, hadisin sahih liğayrihi mertebesinde olduğu ifade edilebilir.

İslam âlimleri hadis hakkında çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır. Said Nursi, hadiste dünyanın âhiretin tarlası olması ve Allah’ın isimlerinin tecelli ettiği yönleri ile değil, günahlar ve isyanlarla dolu olan fani tarafı ile kıyas yapıldığını ifade eder. Hadiste geçen “Allah katında” tabirinin âlem-i beka anlamında olduğunu söyledikten sonra şu ifadelere yer verir: “Evet âlem-i bekadan bir sinek kanadı kadar bir nur madem ebedîdir, yeryüzünü dolduracak muvakkat bir nurdan daha çoktur. Demek koca dünyayı bir sinek kanadıyla müvâzene değil, belki herkesin kısacık ömrüne yerleşen hususî dünyasını âlem-i bekadan bir sinek kanadı kadar daimî bir feyz-i İlahîye ve bir ihsan-ı İlahîye müvâzeneye gelmediği demektir.”

Said Nursi’nin orijinal yorumda bulunduğu ikinci hadis ise secdenin önemi ile alakalı bir hadis olup manası “Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır. Orada çok dua ediniz” şeklindedir. Kaynaklarımıza baktığımızda rivayetin Ebu Hüreyre, Abdullah b. Mes’ud, Âişe (r.anhüm) olmak üzere üç sahabîden geldiğini görmekteyiz. Ebu Hüreyre rivayetinin sahih olduğu, Abdullah b. Mes’ud rivayetinin zayıf olduğu, Hazreti Âişe’den gelen rivayetin ise isnadının bâtıl olduğu ifade edilmiştir.

İslam âlimleri bu hadis hakkında da çeşitli açıklamalarda bulunmuşlardır. Said Nursi’nin bu hadise atıfta bulunurken iki noktaya dikkat çektiğini görmekteyiz. Birincisi, secde mahalli olan arzın yani toprağın Allah’ın isimlerinin en çok tecelli ettiği bir yer olmasıdır. İkincisi toprağın tevazu ve mahviyet açısından bir sembol olmasıdır. Bu açıdan insan secde halinde nihayetsiz bir tevazu ve mahviyet içinde esma-i ilâhiyenin en çok tecelli ettiği yerle buluşmaktadır.

49 Nursi, Sözler, s.549, 550.

KAYNAKLAR

Aclûnî, İsmail b. Muhammed, Keşfu’l-Hafâ , I-II Beyrut 1988.

Ali el-Kâri, Ebu’l-Hasen Nureddin, Mirkatul-mefâtih şerhu Mişkâti’l-Mesâbih, Beyrut, 1422-2002.

Ali el-Muttakî, Kenz-ül-ummâl sünen-ül-akvâl vel-ef’âl, (thk., Bekri Hayati- Safve es-Seka), Müessesetu’r-Risale, 1401-1981.

Aydınlı, Abdullah, Hadis Istılahları Sözlüğü, Timaş, 1987.

Ebû Alî el-Hasen b. Ahmed b. İbrâhîm b. el-Hasen el-Bezzâz el-Bağdâdî , el-Meşyeħatü’ś-śuġrâ, thk. Isam Musa Hâdi, Medine 1998.

Ebu Avane, Yakub b. İshak b. İbrahim en-Neysaburi, el-Müstahrec, (thk. Eymen

  1. Arif ed-Dımaşki), Beyrut, 1998.

Fahruddin er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, İstanbul 2002.

Hâkim en-Neysaburi, Ebu Abdillah Muhammed b. Abdullah, el-Müstedrek ala’s-Sahihayn, (thk. Mustafa Abdulkadir Ata), Beyrut, 1411-1990.

el-Heysemi, Nureddin, Keşfu’l-estâr an zevaidi’l-Bezzâr, thk. Habibu’r-Rahman

el-A’zami, Beyrut, 1979. I,263.

http://www.sorularlarisale.com/kategori/67070/ucuncu_dal_dokuzuncu_asil. html.

el-Mübârekfûrî, Ebu’l-Ala Muhammed b. Abdirrahman b. Abdurrahim,  Tuhfe-

tu’l-ahvezî bi şerhi Câmii’t-Tirmizi, Beyrut, tsz.

Nebil Sa’du’d-Din Selim Cerrâr, el-Îmâ ila zevâidi’l-emâli ve’l-eczâ, Neşr. Edvâu’s-Selef, 2007.

Nevevi, Muhyiddin, Şerhu Müslim, Dâru ihyâi’t-türâsi’l-arabi, Beyrut, 1392.

Nursi, Bediüzzaman Said, Nur’un Arabi Mesnevisi Mesnevi Dersleri, (Terc. Şadi Eren) Selsebil, 2014 sorularlarisale.com

Kaynak: Katre Dergisi

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

İlginizi Çekebilir

Dâru’s-Siyâdeler (Seyyidlik Evleri)

Dâru’s-Siyâdeler (Seyyidlik Evleri) Doç. Dr. Murat Sarıcık   “Dâru’s-Siyade”, “Nakîbu’l-Eşrâflar”(1) ve Seyyidler için, ilk kez …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Vâli Eğinli Said Paşa’nın Hâtırâtında Kastamonu Camileri – 3

24 MUHARREM SENE 1296 VE 5 KĂNÚN-I SÂNİ SENE 1294 CUM'A Bugün cum'a namâzını Hisararkası'nda …

Kapat