Ana Sayfa / Yazarlar / İbadeti Terk Eden, Mevcudatın Hukukuna Manevî Büyük Bir Zulüm Eder

İbadeti Terk Eden, Mevcudatın Hukukuna Manevî Büyük Bir Zulüm Eder

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

İBADETİ VE NAMAZI TERK EDEN ADAM, 

MEVCUDATIN HUKUKUNA 

EHEMMİYETLİ BİR TECAVÜZ VE MÂNEVÎ BİR ZULÜM EDER!.. 

 

 “Hamdin en meşhur mânâsı, 

sıfât-ı kemâliyeyi izhar etmektir. 

Şöyle ki: 

“Cenâb-ı Hak, insanı, kâinata câmi bir nüsha 

ve on sekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. 

Ve Esmâ-i Hüsnâdan herbirisinin tecellîgâhı olan her bir âlemden bir örnek, 

bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır.”

 “Eğer insan, maddî ve manevî  her bir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle 

hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa 

ve şeriate imtisal  et-mez-se…”- İşaratü’l-İ’caz-

“Nasıl ki bir padişah, raiyetinin hukukunu muhafaza etmek için, 

âdi bir adamın,

 raiyetinin hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar.

Öyle de, 

ibadeti ve namazı terk eden adam, 

Sultan-ı Ezel ve ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna 

ehemmiyetli bir tecavüz ve mânevî bir zulüm eder. 

Çünkü, mevcudatın kemalleri, 

Sânie müteveccih yüzlerinde tesbih ve ibadetle tezahür eder. 

İbadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez. 

Belki de inkâr eder. 

O vakit, ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan 

ve herbiri birer mektub-u Samedânî 

ve birer âyine-i esmâ-i Rabbâniye olan mevcudatı âli makamlarından tenzil 

ettiğinden 

ve ehemmiyetsiz, 

vazifesiz, 

câmid, 

perişan bir vaziyette telâkki ettiğinden, 

mevcudatı tahkir eder, 

kemâlâtını inkâr ve tecavüz eder.”

(23. Lem’a)

İnsanın üzerinde üç esas hak vardır; Allah’ın hakkı, Nefsin hakkı… 

Ve Kulların hakkı, bunlar farz ve sünnetlerle belirlenmiştir!.. 

Sadece insan değil, mahlukatta, Allah’ın vazifeli kullarıdır!..

Hukuki olarak, aklı yetmeyen veya deli olan evladın mükellefiyeti, 

sorumluluğu veya velayeti nasıl babasına veriliyorsa, 

Şuur ve aklî melekelere sahip olmayan nebatat, 

hayvanat ve camid olan eşyanın da velayetine, 

Mahlukata HALİFE ünvanına sahip olan insan mükellef kılınmıştır!.. 

Evet mahlukat bütün hak ve hukukiyle, ibadet kaşlığında insana zimmetlidir,

 insan ibadeti terk ettiğinde

 bu hakları ihlal etmiş  bütün bir mahlukatın hakkına girmiş olur!..

“-‘iyyake nestain’- de müstetir zamir, 

(-نَعْبُدُ-)  nun fâili gibi, o üç cemaatten herbirine râcidir. 

Yani, 

“–Bizim vücudumuzun zerratı 

veya 

–ehl-i tevhid cemaatı 

veyahut 

–kâinat mevcudatı, 

bütün hâcat ve maksatlarımıza, 

bilhassa en ehem olan ibadetimize, 

Senden (نَسْتَعِينُ-)iane ve tevfik istiyoruz. İşaratü’l-İ’caz-

Ve yine 

Efendimizin Kur’anı Azimüşşanla niyaz ettiği gibi niyaz ederiz; 

“Rabbimiz! Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma!..” -Bakara-286-

Namaz, zikir bir ibadet olduğu gibi, 

çevreye karşı nezafet, 

nimete karşı iktisad, 

muhtaca merhamet, 

ihtiyac sahibine ikram, 

taksimata hak, 

masuma hamiyet, 

mazluma adalet

muamelede  hikmet v.s…  gibi.

“Eğer insan, maddî ve manevî  her bir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarf etmekle 

hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa 

ve şeriate imtisal ederse,

 insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. 

(Vicdanında Adaleti tecelli ettiren Adl ismine, 

Hak aleminden açılan bir pencereyle, 

adalet tecellinde hak terazisiyle adil bir ayna olur. 

Bu da (Basiret sahibi olmak demektir.)

İnsan, o pencereden, o âleme bakar 

ve o âleme tecellî eden sıfatla 

o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir ayna olur. 

(bu da feraset sahibi olmak demektir.)

“O vakit insan, ruhuyla, 

cismiyle âlem-i şehadet 

ve âlem-i gayba bir hülâsa olur 

ve her iki âleme tecellî eden, insana da tecellî eder.İşaratü’l-İ’caz-

 (yani, İLM-İ LEDÜN SULTANI’nın () şeriatıyle 

insanın hem İSM-İ ZAHÎR’e 

hem İSM-İ BATÎN’A mazhar edilmesidir!..

Bu da velayet yollarının açılması demektir!...)

İşte bu cihetle, insan, sıfât-ı kemâliye-i İlâhiyeye hem mazhar olur, hem muzhir olur.

( işte bu yüzden insana Allah’ın sıfat ve isimlerinden verilmiştir, 

Abdünnazif, Abdürrahim, Abdülhalim, Abdülkerim, Abdülhamid, Abdurrahman v.s. gibi

Zira hem subuti sıfatlara ( Hayat, ilim, irade..v.s) MAZHAR olduğu gibi, 

şükr-i örfiye uymakla da

bu isim ve sıfatların tecellilerini kendi üzerinde beyan etmekle,

Esma-i İlâhiye’nin tecellilerine ayna olur!..

(adil, hakim, kerim sadık, Muhsin…v.s gibi…) 

 MÜZHİR, 

yani ŞUHUD MAKAMI’na vasıl olur!..) 

“Nitekim Muhyiddin-i Arabî,

Bir hadîs-i şerifinin beyanında,

 “Mahlûkatı yarattım ki, Bana () bir ayna olsun ve o aynada cemâlimi göreyim” demiştir.” 

-İşaratü’l-İ’caz

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

İlginizi Çekebilir

‘Salâvatın Mânâsı Rahmettir!..’ 

‘SALAVÂTIN MA‘NÂSI RAHMETTİR!..’  “(Ey resûlüm!)  (biz) seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik!..” (Enbiya,107) “İşte seni …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
İttihad-ı İslâm / Nihat DERİNDERE (Video)

https://youtu.be/K4t268w_OK8?si=SxGa3LAOYZEY8Yxt

Kapat