Ana Sayfa / Yazarlar / Külliyat’ı Anlamak Üzerine – 2

Külliyat’ı Anlamak Üzerine – 2

Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

Geçen yazımda temas ettiğim mevzûnun asıl yönü şudur. Bilhassa “münevver” olma iddiasında bulunan kimselerin, Külliyat’ı takdir etmekle birlikte onu anlamaya çalışmama gibi bir samimiyetsizlik içinde hapsolmalarıdır.

“Risale-i Nur’u anlamıyorlar, yahut anlamaya çalışmıyorlar” şeklindeki sayhalaşmış çığlık meseleye ne güzel dikkat çeker. Aziz ve Muhterem Müellifin, eserlerinin “dâvâ değil, dâvâ içinde bürhan” olduğunu beyanla en büyük kuvvetinin bundan geldiğini ifade etmesi, Külliyat’ı anlamak isteyenlerin onun temel bakış açısını kavradıktan sonra harekete geçmelerinin mecburiyetini çok iyi anlatır. (Kastamonu Lahikası)
Eskilerin “şerh-i mütun” adını verdikleri metin tahlili çalışması şu esası öngörmektedir. Bir eser “tefhim” edilmeye çalışılırken, yazıldığı günün-veya yılların şartları tam olarak anlaşıldıktan sonra işe girişmek gerekir.

Eğer o metin veya eser devrin “hakikî” zaruretleri ve o husustaki mesuliyeti kaldırıcı hâlleri, ihbar ve beyânlar kavranmadan değerlendirilip referans alınmaya kalkışılırsa bu gayretin neticesinin “müsbet” olacağı hayallenemez bile.
“Değerlendirme” mefhumu ile “tefhim”in eş manalı olmadığını belirtmek gerekir. Değerlendirme, sübjektif ve oportünist yaklaşımlara daha açıktır.

Sözkonusu mefhum, meseleyi “kişinin kendi yaşadığı haller” ile, “maksat ve garaz” da denilmiş olan “ana fikrin” birbiriyle “uzlaştırmaya çalışma” hevesinden başka bir şey olmadığı bellidir, yani gerçeği incitici bir tevildir aslında, tefhim kılığına girmiş cerbezedir.

Günümüzde zihinlerdeki telâkkilerin tepe takla olduğunu söylemek abartılı bir gözlem sayılmamalıdır. “Adalet külahını zulüm başına geçirmiş” ifâdesindeki gibi, telakki ve anlayışlar da yer değiştirmiştir maalesef. (Lemaat) Halbuki böyle bir yer değiştirmenin, anlayışların başkalaşmasının, menfiye dönmesinin kabul edilemeyeceği hususların başında İlahi Vahy’ile tespit edilmiş “nass”lar gelir.

Aynı zamanda bir topluluğu millet haline getiren değerler sisteminin, “modernleşme” yahut “yenileşme” gibi hududu muayyen olmayan sözlerle başkalaşmasına göz yummak o milletin intiharıyla eş mânâya gelir. “Milliyetimiz bir vücuttur; aklı iman ve Kur’ân, ruhu İslâmiyettir.” (Münâzarat) izahında, değişmesi düşünülemeyen “realite”nin tanımı da verilmiştir.

Külliyat’ta “millet” kelimesinden neyin anlaşılması gerektiğini de belirten ifadeler, temel bakış açısının anahtarını da sunmakta değil midir? Demek oluyor ki, bugünün, zihnimize sonradan “dayatılmış” telâkkileri ile Risale’yi doğru anlamanın mümkün olamayacağını söylemek kötümserlik değil, yanlışlığı hatırlatıcı bir dost ikâzı olarak anlaşılmalıdır.

“Dünyevîleşme” ihlassızlığına kapılmamış düşünceleri anlayış “kuvve”miz içerisindeki denkleme dahil etmek, yolumuzdaki işaret taşlarından biridir. Dünya “yaşantı”sının zaruret ve haklı mazeretlerini dikkate alarak, muhatap kitleleri ve dinleyici fertleri yerinde seçemeyiş de, Külliyat’ı “tefhim” edememek neticesini getirebilir.
Çünkü Külliyat’ın “naşirliğini” üstlenmiş insanların onu başkalarına duyurma isteği hissetmeleri hem kalbî ihtiyaçları, hem de “vazife”leridir. (Kastamonu Lahikası) Fakat, Külliyat’ı “neşr”, “Şerh ve izah” vazifesini yaparlarken “anlatıcı” fonksiyonunu seçtiklerinden, muhatap aldıkları kimselerin zihinlerdeki “şüphe ve sualleri” ilk önce kendi nefislerinde cevaplamaları gereği doğacaktır, öyle olmalıdır.

Bu gereği yerine getirirlerse ne alâ, yok eğer tam tersi bir hâl görülürse, o “şüphe ve sual”lerle zihnin lekelenmesi bir “varta”yı doğuracaktır.

Daha önce “dosdoğru” hakikatleri, o andan sonra “kabulde ve tefhim etmede” zorlanacağını demek bir kehanet olmayacaktır.

Demek ki Külliyat’ı “gazete gibi okumamak” mecburiyeti, aynı zamanda ferdî hayatımız için de bir “yükümlülük”tür.

KÜLLİYATI “tam” anlamanın yollarından biri de onun neden ve niçin “telif ettirildiğini” bilmekten, kabul etmekten geçiyor. Bir teknolojik cihazın “niçin ve hangi maksatla” icat edildiğinin farkında olmadan, ondan “tam mânâsıyla” istifade etmemiz çok müşkülleşir. Külliyat’tan “tam istifade”nin de bu mantalite ile olabileceği kanaatindeyiz.

Bediüzzaman Said Nursî’nin sadece İkinci Said devrine değil, hayatının “bütününe” baktığımızda, her zaman “âsâyişi” muhafazayı netice veren (Emirdağ Lahikası, s. 449) hizmetlerle meşgul olduğunu görürüz. Bu müspet meşguliyetin dinamiğini kafa fenerimizle aydınlatmaya çalıştığımızda ise en iyi bir “zann”la varacağımız nokta ya “maslahat” cihetinin ağır basmasıdır ya da “Rahmet-i İlahî’den fazla merhamet merhamet değildir” beyanatının varlığına rağmen, aşırı şefkatinden yaptığı neticesine varacağız.

Halbuki Hazret, “… dahilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmek” ifadesiyle târif ettiği bu tavrını, “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” mealindeki âyet-i kerime’nin emri ile açıklamaktadır. (Emirdağ; Lahikası, s. 455)

Yazar : Mehmet Nuri BİNGÖL

BİYOGRAFİ
1961’de Şanlıurfa/Birecik’te doğdu. İlkokul ve ortaokulu aynı ilçede okudu. 1982’de İstanbul Edebiyat Fakültesinden mezun oldu. Anadolu’nun çok yöresinde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yaptı.
Yazgı, Köprü, Bizim Külliye dergilerinde hikâye, deneme ve makaleleri yer aldı. Gap Gündemi, Tasvir, Yeni Nesil gazetelerinde yazıları yayımlandı. Birecik yıllıklarına alınmış şiirleri, yaptığı derlemeleri ve değişik site ve kitaplara alınmış makale, mülakat ve köşe yazıları bulunuyor.
Kitaplaşan iki eseri ve tefrika romanları Mehmet Nuri EMİNLER mahlasıyla yayımlanmıştır. Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliğine devam ediyor. Birecik’te temsilciliği açıldığı ilk günden beri Eğitim-Bir-Sen üyesi. Dört kızı ve üç torunu bulunuyor. Şanlıurfa/ Birecik’te ikâmet ediyor.

Tarık Buğra ile yaptığı mülakatın iktibas edildiği eserler:
Politika Dışı (Tarık Buğra)
Tarık Buğra’yla Söyleşiler (Mehmet Tekin)

Hikâyelerinin İktibas Edildiği Eserler:
Kedinâme (M. Nuri Yardım, 2019)
Dergizan Yıllığı (Ramazan Seydaoğlu, 2020)

İktibas edilen mahalli derlemeleri:
Cumhuriyetin 50. Yılında Birecik Yıllığı
Cumhuriyetin 70. Yılında Birecik Yıllığı

Tefrika Romanları:
Yokuşta ( 1986)
Yokuşta Tırmanış-1 (1984)
Yokuşta Tırmanış- 2 (1988)
Kafkasya’da Sarp Ufuklar (1981)

Kitapları:
Sürgündeki Çeçenya (1. Baskı: 1996; 2. Baskı: 2000) Gençlik Yayınevi
Nur Üstad (Biyografi- Deneme; 2002) Erguvan Yayınevi
Siyahtan Turkuaza (15 Temmuz) [Hikâyeler] 2021. KDY yayıncılık
Ver Elini Türkmeneli [Gönül Sayhası-1] (Roman) 2021, KDY Yayıncılık
Azada Yürüyüş [Gönül Sayhası-2] (Roman), 2021, KDY Yayıncılık, "Bir Başka Çeşme" (2022- KDY- Öyküler)

Tüm Yazıları Göster
Faydalı ise lütfen bağlantıyı paylaşınız, tavsiye ediniz. Kaynaksız kopyalamanıza rızamız yoktur.

İlginizi Çekebilir

‘Salâvatın Mânâsı Rahmettir!..’ 

‘SALAVÂTIN MA‘NÂSI RAHMETTİR!..’  “(Ey resûlüm!)  (biz) seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik!..” (Enbiya,107) “İşte seni …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki yazıyı okuyun:
Bazı vakitlerdeki amellerin sevabına ve bazı surelerin faziletlerine dair itirazlar hakkında

Bazılar tarafından böyle kudsi gecelerde yapılan amellerin faziletine dair gelen rivayetlere şübhe ile bakmalarına cevap …

Kapat